Kendini Bilmek: Kul Hakkına Girmemenin En Sessiz Yolu
Kendini bilmek, çoğu zaman yanlış anlaşılır.
İnsanlar bunu özgüven, başarı ya da “kendin ol” sloganlarıyla karıştırır. Oysa hakikatte kendini bilmek, insanın sınırını tanımasıdır. Ve bu sınır, kul hakkına girmemekle doğrudan ilgilidir.
Kul hakkı denildiğinde akla ilk gelen şey mal, mülk, para olur. Oysa insanın insana bıraktığı en büyük zararlar çoğu zaman hesap defterine yazılmaz. Umut çalmak, duyguyu yarım bırakmak, zamanı hoyratça tüketmek, suskunluğu avantaja çevirmek… Bunların hepsi kul hakkıdır.
Kendini bilmeyen insan, her şeyi kendine mubah görür.
Kırdığı kalbi “niyetim o değildi” diyerek geçiştirir.
İncittiği ruhu “ben buyum” cümlesiyle susturur.
Oysa kendini bilen insan, niyetinin arkasına saklanmaz; sonucun sorumluluğunu alır.
Kendini bilmek, “ben özgürüm” demek değildir.
Kendini bilmek, özgürlüğün başkasının canını yakmaya başladığı yerde durabilmektir. Haddini bilmeyen, sınır tanımayan insan; farkında olmadan kul hakkına girer. Çünkü empati, ancak kendini tanıyan bir zihinde filizlenir.
Vicdan, bilgiden önce gelir.
Ruhuyla temas kurabilen biri, başkasının ruhunda izinsiz dolaşmaz.
Kalbini tanıyan, başkasının kalbine basarak yol alamaz.
Kul hakkına girmemek bir inanç meselesinden önce, bir bilinç meselesidir. İç denetimi olmayan insan için dış kurallar yeterli olmaz. Hesap korkusuyla değil, farkındalıkla yaşamak; işte gerçek ahlak buradadır.
En çok gözden kaçan hak ise insanın kendi nefsine girdiği haktır. Kendini değersizleştirmek, susturmak, yok saymak… Kendi sınırını çiğneyen biri, başkasının sınırını da kolayca aşar. Kendine haksızlık eden, başkasına adaletli olamaz.
Sonuç nettir:
Kendini bilen insan, kimsenin hakkını yemez.
Çünkü bilir ki;
Hesap önce insanın içinde başlar.
Asiye Zeynep güleç
Yorumlar
Kalan Karakter: