Kültür ve Dayanışma: Ekran Karşısında Yalnız, Hikâyede Birlikteyiz
Son zamanlarda insanlar bana şunu söylüyor:
“Bir dizi izlerken ağladım ama neden ağladığımı bilmiyorum.”
Aslında biliyorlar.
Sadece bunu kelimelere dökmek zor geliyor.
Çünkü bugün izlediğimiz hikâyeler, çoğu zaman hikâye değil; bastırdığımız duyguların güvenli bir yüzeye çıkış yolu. Modern insan artık duygularını doğrudan yaşayacak alanlar bulmakta zorlanıyor. Güçlü olmak zorunda, ayakta durmak zorunda, devam etmek zorunda.
Ama ekran karşısında durmak zorunda değil. Orada çözülmesine izin var.
Büyük medya yapımlarının bu kadar güçlü bağlar kurmasının sebebi tam olarak bu:
İzleyici, karakterlerde kendini “düzeltilmesi gereken biri” olarak değil, olduğu haliyle kabul edilen biri olarak görüyor. Terapi dilinde buna “yansıtma” deriz.
Kişi, kendi yaşantısını başkasının hikâyesinde fark eder ve ilk kez yalnız olmadığını hisseder.
Bu yüzden bugün insanlar bir diziyi yalnız izlemiyor.
Aynı sahnede farklı ülkelerde aynı duyguyu yaşayan milyonlar var. Bu bir tesadüf değil; bu kolektif bir duygusal regülasyon biçimi. Dünya bu kadar gerginken, insanlar bilinçsizce sinir sistemlerini yatıştıracak ortak alanlar yaratıyor.
Eskiden dayanışma daha çok fiziksel bir kavramdı.
Şimdi ise duygusal.
Bir karakterin yaşadığı kayıp, izleyicinin kendi kaybına dokunuyor. Bir ilişkinin bitişi, izleyicideki yarım kalmış vedaları açığa çıkarıyor. İnsanlar “bunu ben de yaşadım” demiyor belki, ama bedenleri bunu biliyor. Gözler doluyor, boğaz düğümleniyor, nefes değişiyor.
Terapi şunu söyler:
Duygu paylaşıldığında hafifler.
Bugün kültür, tam da bunu yapıyor.
Birlikte izleyerek, birlikte hissederek, birlikte sessizleşerek…
Bu, bağ kurmanın en ilkel ve en insani hali.
Elbette burada bir risk de var. Eğer izlediğimiz şey sadece kaçışa hizmet ediyorsa, kişi kendi hayatına dönmekte zorlanır. Ama iyileştirici hikâyeler kaçırmaz; geri çağırır. Kişiye şunu söyler:
“Bu hisle baş edebilirsin. Bak, yalnız değilsin.”
İnsanlar artık mutlu olmak istemiyor.
İnsanlar anlaşılmak istiyor.
Bu yüzden yüzeysel, parlak, ama ruhsuz içerikler tutunamıyor. İzleyici bilinçsiz de olsa şunu arıyor:
“Beni gören bir şey.”
Belki de bugün büyük medya yapımlarının asıl işlevi şu:
Birbirine dokunamayan milyonlar için ortak bir duygusal alan yaratmak.
Ve bazen bir hikâye, bir terapiden önce gelir.
Çünkü insan, önce kendini bir başkasında fark eder.
Sonra iyileşmeye cesaret eder.
Asiye Zeynep güleç
Yorumlar
Kalan Karakter: